Yürekten Güvenmek
İhanetlerle parça parça eriyen güvenin çağın hastalığına dönüşmesi.
Kim istemez ki karşısındakine gözü kapalı güvenebilmeyi? İnsanlara güvenebilmenin iki yolu olduğuna inanırım; ya daha önce ihanete uğramamış, aldatılmamış olacaksınız ya da insanlarla beraber yaşamamış olacaksınız. İnsanlarla beraber yaşamışsanız keza, ihanete uğramamanız veya aldatılmamış olmanız neredeyse imkansızdır. Ben o “neredeyse imkânsız” olan durumun içerisinde yer alamadım ne yazık ki. İnsanlar tarafından ihanete uğradığım da oldu, aldatıldığım da. Bu sebeptendir ki insanlara olan güvenim, inancım günbegün azaldı. İçinde kötülüğü de iyiliği de barındıran insanoğlunun, her daim kötülükten yana tercihte bulunanlara denk gelmem de benim şanssızlığımdır belki, bunu bilemem. Öyle ya da böyle bir şekilde ben, insanlara olan güvenimden parça parça kaybettim ve kaybetmeye de devam ediyorum.
İnsanların içerisinde olduğu ne varsa, her şeyden tedirgin olmaya başladım mesela. İnsanların iyiyi mi yoksa kötüyü mü, yani hangi tercihte bulunacaklarını da bilemem, yüreklerini açıp bakamıyoruz ya! En basitinden, insanlar beni herhangi bir konuda taktir ettiklerinde, yaptığım bir şeyi, işi beğendiklerinde artık şüphe ediyorum. Öyle korkar oldum insandan. Öyle güvenmez oldum insanlara. “-İnsanlar beni taktir ediyorsa, yaptığım işi beğeniyorlarsa bir yerlerde yanlış yapıyor olmalıyım.” düşüncesini yerleştirdiler kafamın içerisine. Bunun müsebbibi ben değilim bayım. Bu düşüncelerimin, bu kafamdaki size, insanlığa karşı önyargılarımın sebebi hepiniz dahil sizlersiniz!
Çağımızın hastalığı da bu değil mi zaten? Kiminle konuşsam, kime sorsam hep bir-birkaç insan tarafından ihanete uğramış, aldatılmış oluyorlar. Çağımızın en göz ardı edilen hastalıklarından birisi değil mi bu? İnsanlar birbirlerine olan inancını, güvenini kaybediyor yahu! Yabana atılır şey değil bu. E peki insanlara güvenebilmenin ikinci yolu? İnsanlarla beraber yaşamamış olmak? Bu da neredeyse imkânsız. Hayır, güvenebilmeyi ben de isterim. Herkes ister fakat sorun canımıza malımıza sahip çıkamayacaklarına olan inançsızlığımız, güvensizliğimiz değil; daha da kötüsü, ruhumuza sahip çıkamayışları. Sorun bu işte! İnsanın olduğu her şeyden şüphe etmekte belki herkese karşı bir önyargı içerisindeyim fakat inanın, inanın ki haklılık payım var…