Yalancı Bir Şehirsin Sen Ankara
Griliğinde boğduğu insanlara yabancılaşan bir şehrin portresi.
Yalancı bir şehirsin sen Ankara.
Gri,
Islak,
Soğuk,
Ve daima yabancı.
Aylarca,
Yıllarca aynı yerde sayıklar durursun.
Kaldırım taşların, inşaatların,
Sokakları aydınlatan lambaların,
Parkların ve durakların değişmez.
Ama hep bir yabancısındır kendinden olana.
Her gün daha yabancı.
Kendinden olmayana vurmayacak kadar asil,
Kendinden olana vuracak kadar nankör..
Mesela Kızılay,
Mesela Bahçeli,
Mesela Ulus’un meşhur göbeği,
Acelecisin bütün mevsim boyu oralarda.
Fakat bir o kadar da hüzünlü,
Yalnız,
Ve gri.
İnsanın boğulmak için denize ihtiyacı yok,
Sen varken..
Çünkü sen,
İnsanı griliğinde boğan bir şehirsin.
Bütün bunlara rağmen,
Sever insanlar seni.
Büyükçe bir ayrım da yaparsın.
Senden olmayan,
Kalamaz sende,
Gitmek ister.
Kızılay sokakları hüzün kokmaz mesela seni anlamayana.
Işıklar puslu olmaz gözlerinde,
Ve her Aştiye gittiğinde üşümez hüznün soğuğundan.
Diğer kısmıysa,
Şu griliğinde boğduğun ve buna sesini çıkarmayanlarsa,
Alışmıştır hüznüne,
Kederine.
Alışmış,
Sevmiştir.
Sevdayı tanımlamıştır çünkü sende.
Sevdayı,
Ve onunla birlikte gelen acıyı..
Dost kitapevinin önündeki banklardır buluşma noktası.
Sonrasında bir bakar insan,
Sakarya’da bitmiştir gün.
O geçen vakit,
Muhabbetler,
Dostluklar,
Senin griliğine karışır
Yutarsın bütün iyi ve kötü her şeyi
Kimse anlamaz,
Duymaz.
Sessizce yaparsın çünkü bunu,
Fakat sinsice değil.
Sonra dönüp bakar insan geriye,
Orada aynı duran,
Aynı gri
Hep soğuk yalnız bir sen.
Sen Ankara,
Yalancı bir şehirsin.
Ve her geçen gün daha da yabancı bir şehirsin bana..