Gönderi

Siyah Beyaz Sevdalar

Eski bir siyah beyaz fotoğraftaki gerçek sevgiye duyulan hasret.

Güzel bakmanın değil, güzele bakmanın sevap olduğu hastalıklı bir çağ bu. Duyguların, hislerin konuştuğu değil, maddelerin ve somutlaştırabileceklerimizin konuşulduğu bir çağ.. Ve zaten de çağımızın en büyük hastalıklarından biri değil mi bu? Belki yalnızca bu çağa özel bir durum değildir, ama şimdilerde çok daha fazla var eskilere nazaran, bundan eminim. Bazı zamanlar, nostaljik fotoğraflara, videolara denk geliyorum örneğin. Bir tren camından, sevdiği kadına bakan bir adamı görüyorum o fotoğrafta, tren ha hareket etti ha edecek. Birbirlerine son kere bakmanın tadını yaşadıklarını rastgele çekilmiş bir fotoğraftan dahi hissedebiliyorum. Hissedebiliyorum, ne acı.. Hissedebildiklerimin yalnızca fotoğraflarda olduğunu görmek, en azından kendi hayatım ve gördüklerim açısından öyle olduğunu bilmek acı. Oysa dedim ya, rastgele çekilmiş bir fotoğraf o yalnızca. Ama içimde uyandırdığı hissiyatlar rastgele gelişen şeylerden öte işte. Sonra adama bakıyorum, dünyalar yakışıklısı mı, parası var mı, evi var mı, arabası var mı, aileden kalma mirası var mı? Şu fotoğrafta gördüğüm bu rastgele adam için kurduğum düşünceler bile içten içe kudurtuyor beni. Adam mı? Çok da yakışıklı değil, parası olsaydı kendi arabasıyla ya da uçakla giderdi, parası olduğunu sanmıyorum; paltosu eski püskü duruyor. Peki, peki bu kadın niçin sevdi o adamı? Güzel olduğu için mi? Sanmam. Peki ya adam? O da ellerini uzatmış tren camından, son kez sevdiğinin gözlerine bakarak ellerine ulaşmaya çalışıyor belki de. Ama tren camları çok yüksekte, erişemiyor da. Erişemeyeceğini bile bile ellerini uzatabileceği kadar uzatmış, hatta sarkıyor denebilecek seviyede; ha düştü ha düşecek neredeyse. Peki, adam ne buluyor o kadında? Kadına bakıyorum sonra bu kirli düşünceden bir anda çıkmak istermişçesine. Kadın da öyle ahım şahım durmuyor; normal, sıradan, hatta sokaktan geçerken yüzüne dönüp bir kere daha bakmayacağımız insanlardandır, tıpkı benim olduğum gibi. Güzele bakmıyor ikisi de. Bu fotoğrafta gerçek sevgi görünüyor işte. Birbirlerinden çok daha iyilerinin olduğu bu dünyada, çok daha güzeli-yakışıklısı olduğunu bildikleri halde, birbirlerini istiyorlar yalnızca. Hiçbir çıkar olmaksızın, sebep aramaksızın birbirlerine bakıyorlar, son bir defa belki de. Belki de bir çıkarları mevcuttur, kim bilir? Mesela.. Mesela kadın yahut adam, birbirlerinin ömrü boyunca yanında görmek istiyordur ötekisini. Bu da bir çıkar değil mi, iyi huylu da olsa? Değil. Güzel bakıldığında o dahi değil. Fotoğrafa öyle dalıp gitmişim ki, her yer siyah-beyaz olmuş; tıpkı fotoğraftaki gibi. Sonra bir anda rengini tekrar kazanmaya başlıyor her şey. İşte karşımda duran lamba, sarı yanıyor. İşte önümdeki kalem, lacivert sanki bu. Bir anda bütün her şey, bütün canlılığıyla renklerini tekrar kazanıyor. Renklerin böylesine canlı olması beni daha çok heveslendirmeliydi aslında, ama bir açıdan da bütün gerçekler yüzüme çarpıyor bir tokat gibi: Hastalıklı bir çağ bu. Güzel bakmanın değil, güzele bakmanın sevap olduğu düşüncesiyle beslenen, hastalıklı bir çağ. Keşke diyorum, o fotoğrafta takılı kalsaydım sonsuza dek..

Bu içerik CC BY-NC-ND 4.0 lisansı kapsamında sunulmaktadır.