Gönderi

Oysa Ben Hâlâ Buradayım

Kendine yabancılaşan bir ruhun iç sesiyle yeniden buluşma çabası.

Uzun zamandır yazmıyorum.
Bu sessizlik, kelimelerden çok daha ağır geliyor bazen. Eskiden neye nereden başlayacağımı bilirdim; şimdi sadece önüme uzanan beyaz kâğıda bakıyorum. O kâğıt, sanki Tanrı’nın merhametini simgeliyor; saf, dürüst bir ayna gibi, beni bekliyor. Ama ben, artık o aynaya bakmaya cesaret edemiyorum.

Gözlerim duvarlara, halıya, sokağa; turuncu ışıklarıyla geceyi ısıtmak maksadınca parlayan lambalara kayıyor. Sonrası mı? Sonrası dipsiz bir kuyu. Kaf Dağı’nın ardı..

Artık anlatamıyorum.
Eskiden çok daha fazla şey yaşardım ve anlatırdım da. Hislerimi, duygularımı, düşüncelerimi tanıyordum. Şimdi hepsi birbirine karışmış gibi. Ne hissediyorum, ne düşünüyorum, nerede kaybettim kendimi — bilmiyorum.
Ve belki de en kötüsü, “anlatayım” demek isteyip diyememek..

Kendimi hiçliğin ortasında bulmaya alışığım aslında. Zaman zaman kaybolurum kendi içimde, düşüncelerimin karanlık köşelerinde gezinirim. Ama bu defa farklı. Bu defa anlatmaya uzak, anlamaya çaresiz hissediyorum..

Oysa bir zamanlar umudum vardı. Amacım, inancım da… Hâlâ olduklarını biliyorum, ama sanki bana ait değillermiş gibi..
Belki de uzun zamandır iç sesimi dinlemiyorum.
Kendime mi yabancılaştım, bilmiyorum.
İnsan kendine nasıl yabancılaşır ki?
Belki de içimdeki ben, benden uzaklaştı. Belki de onu o kadar uzun süredir dinlemiyorum ki, artık değişimini fark edemiyorum.

Ve sonra, bu düşüncelerin ortasında, bir anda utanıyorum. Çünkü hâlâ aynı soruyu soruyorum:
“Ben kimim şu an?”

Zamanla fark ettim ki, kaybolmak da bir tür yolculukmuş.
Dipsiz çukurlarda, karanlık köşelerde gezinirken, bir şeylerin değiştiğini hissettim. Eskiden olduğu gibi her şeyi adlandıramasam da, artık duygularımı hissetmek bile bir adım sayılıyor.

Kendime kızmak yerine, sessizce dinlemeyi öğrendim.
Ne kadar yorgun olsam da, ne kadar uzaklaşmış olsam da, içimde hâlâ bir ışık var.
Bazen gözlerimi kapatıp o ışığa bakıyorum.
O ışık ki; umudum, amacım, inancım…
Belki de tüm kaybolmaların ve sessizliklerin sonunda bulduğum tek şey bu: kendime dönebilmek.

Ve artık utanmıyorum.
Çünkü biliyorum: kaybolmak, bazen en doğru yoldur; içsel sessizlik, bazen en güçlü yanıt.
Ve ben hâlâ buradayım..
Anlatamasam da, hissedemesem de… hâlâ varım..


İç Ses fısıldıyor: O kadar uzun zamandır dinlemiyorsun ki, anlamayı beklemek fazla iddialı olurdu.
Ben: Ne yapmalıyım?
İç Ses: Dinle. Sadece dinle. Başka bir şey istemiyorum senden.

Ben: Ama ne hissediyorum, bilmiyorum.
İç Ses: Belki kelimelere dökemiyorsun, ama hislerin hâlâ burada. Onlar kaybolmadı.

Ben: Ya bu sessizlik?…
İç Ses: Sessizlik korkutmasın seni. Sessizlik, düşüncelerinle yüzleşmen için bir davettir.

Ben: Peki ya umut?
İç Ses: Umut hâlâ seninle. Fark etmesen de, her nefeste, her bakışta…
Ben: O zaman belki de kaybolmak gerekiyormuş.
İç Ses: Evet. Kaybolmak, bazen en doğru buluştur. Kendinle..

Bu içerik CC BY-NC-ND 4.0 lisansı kapsamında sunulmaktadır.