Gönderi

Herkes Bir Gün Olmaktan Korktuğu Kişi Olacak

Para ve şöhret karşısında değişen insanlara duyulan çaresiz tiksinti.

Hiçbir zaman sevemedim para, mal, mülk, şan, şöhret, gibi şeyleri. Yakın olduğum kadar uzak durmaya çalıştım. Korktum çünkü. Birçok insanda gördüğümün benim de başıma geleceğinden korktum. Değişmekten korktum. Değişim gereklidir, hayatın vazgeçilmezidir, iyi bilirim. Hatta bazı zamanlar değişmek dahi zaruridir. Fakat öyle ince çizgi vardır ki değişimde, tıpkı bir tırtılın kozasına girip kelebeğe dönüşmesindeki o ince çizgi kadar, o muazzamlık kadarınca olmalıdır değişim. Fazlasıyla değil, azıyla değil, öldürücü değil.. Güzelleşerek olmalıdır değişim, iyinin üstüne iyi katarak olmalıdır. Fakat para, mal, mülk, şan, şöhret karşısında göremedim iyi yönde değişenleri, rastlaşamadım onlarla. Bu sebepler yüzünden insanoğlundaki bu olumsuz yönde giden değişimden ötürü bütün bu sebeplere düşmanım, alayına..

İnsanlar daima değişecekler ve herkes bir gün, olmaktan korktuğu kişi olacak. Aksini göremedim neredeyse hiç. Maksim Gorki bu durumu çok güzel açıklıyor: “-Ateş karşısında bozulmayan altın, altın karşısında bozulmayan kadın, kadın karşısında bozulmayan erkek; kalitelidir.” Ben altın karşısında bozulmayanlara, kadın karşısında bozulmayanlara hasretim.. Tanrı beni hep bu yönden sınadı. Yeter diyemedim, isyan etmedim. Boyun eğdim, sustum. Her seferinde tam isyana kalkışacakken durdurdum kendimi. İnsanoğlu acizdir dedim, sustum. Kabul ettim değişimin olumsuzluklarını. Zira, iyi ya da kötü, değişim mutlaktır. Canı sıkılır insanın bu durumu gördükçe, sıkılmalıdır da. Fakat çözümü olmayan şeyler vardır bazen hayatta. İnsanın elinin ulaşamayacağı yerler, en kudretlisi dahi olsa çözemeyeceği şeyler.. Bu da onlardan birisi işte.. Ve ben bu çaresizlikten, bu kadar acizlikten, bu yaşadığımız çağdan, arasında olduğumuz insanlardan tiksiniyorum. Suskunluğum, boyun eğmişliğim çaresiz kabullenme yalnızca. Değişim mutlaksa, boyun eğmekten ve alışmaktan başka çare yok, anladım.

Alışmak mı? O işin en kolay yanı. Hiçbir şey gerekmiyor, yaşamaktan başka. Soğuk bir denize girmeye benziyor alışmak. Dışarıdan görünce o serin, o dalgalı denizi, üşüyorsun bakmakla dahi. Sadece ayak parmaklarını sokunca suya, buz gibi geliyor, üşüyorsun. Bütün bedenine işliyor o soğukluk. Yavaş yavaş girmeye her çalışışında vazgeçiyorsun. Ta ki, bir anda o suya aniden düşene kadar. Öyle yavaş yavaş değil, bir anda. Düştükten sonra baştan aşağı donuyorsun, çırpınışlarınsa fuzuli. Ne kadar çırpınırsan çırpın, o soğukluğu aldıktan sonra alışmaya, yüzmeye başlıyorsun. İşte artık o noktada koymuyor suyun soğukluğu.. O noktada alışıyorsun çaresizliğe…

Bu içerik CC BY-NC-ND 4.0 lisansı kapsamında sunulmaktadır.