Gönderi

Hasret, Nazım ve Sadri

Üç büyük ismin sözleriyle yaşamın anlamını sorgulayan bir iç hesaplaşma.

“-Bir insan ömrünü neye vermeli” diyor Hasret Gültekin. Neye vermeli sahiden? Dine mi, makam mevkiye mi? Üç kuruş para kazanıp geçinmeye mi? Her halükarda harcanıp gitmiyor mu ömür dediğimiz? Dine de versen ömrünü, makam mevkiye de versen, harcanıp gitmiyor mu ömür..

Ne yapmalı o zaman? İntiharı mı düşlemeli? Yaşamak arzusundan vaz mı geçmeli? Dünyayı gezme isteğini söndürmeli mi içindeki, ne yapmalı? Aşka inancını mı yitirmeli, insanlardan kesmeli mi ümidi?  Bütün gerçeklik algılarını yıkarak, yalnızca iç dünyasında mı yaşamalı yoksa? 

“-Yaşamak güzel şey be kardeşim” demiyor mu Nazım? İyi ama, insanın yaşamı için bir anlamı yoksa, anlamsızlığa duyulan sevgi nedir ki? Para, din, makam, mevki, kariyer de insanları oyalamak ve bu gerçekliği, anlamsızlığı unutturmak için mi yoksa? Anlamsızlık içerisinde kaybolmaktan korkan insanoğlunun kendince bulduğu basit bir aldatmaca mı bütün bunlar? 

“-Az çok hepimiz denizi, yıldızları, ağaçları işte falanları filanları göreceğiz, birçok şeyin tadına bakacağız, sonra da ister istemez “gidiyorum elveda” şarkısını söyleyeceğiz.” demiyor mu Sadri Usta? Bu anlamsızlık yaşasak da yaşamasak da son bulmayacak mı elbet bir gün? Ne yapmalı o zaman, film bitecek diye filmi izlememeli mi? Nasıl olsa bir sonu var diyerek baştan kapatmalı mı? Yoksa her anın, her karenin güzelliklerini görerek, belki sevdiklerimizle izleyerek bitirmek mi filmi?..

Bu içerik CC BY-NC-ND 4.0 lisansı kapsamında sunulmaktadır.