En Büyük Hatam da Bu İşte
İnsanlara fazla anlam yükleyip hep hayal kırıklığına uğrayan bir yürek.
Tarihteki en sıcak günlerini yaşadı bu yıl belki de Ankara. Böylesine çok terlediğimi hiç hatırlamam. Asfaltın kokusu, estikçe o sıcak sıcak yüze vuran ve nefes çektikçe içi yakan bir hava vardı bu yaz Ankara’da. Hani normalde o insan kaynayan o caddeler, sokaklar bomboştu, terk edilmiş gibi. Böylesine sıcakken Ankara, içimin, yüreğimin buz gibi olduğunu hissediyor olmak, bu kadar üşümek ne garip.. İçimde bir şeylere kızıyorum belki, soramadığım bütün her şeyin hesabını kendimden çıkarıyorum belki de bilmiyorum. Ama bildiğim bir şey var; üşüyorum insanların arasında. İnsanlarla konuşmak, yan yana olmak iyi gelmiyor bana. Anlaşılamıyor olmak, sahteliklerini görmek bir yana, hareketleri beni kendilerinden soyutlamak için yeterli bir sebepmiş gibi. Bu gidişle yalnız da kalacağım, biliyorum. Ama engelleyemiyorum işte bazı şeyleri. Hem sahtelikler arasında kalabalık olmaktansa, gerçeklerle bir ömür yalnız kalmayı tercih ederim.
Konuşmak da istiyorum aslında, anlatmak istiyorum. Ve bir o kadar da uzak olmak istiyorum herkesten, her şeyden. Çünkü biliyorum, konuşsam da insanlar sadece anlamak istediklerini anlayacaklar. Çok denedim. Benim ne düşündüğüm, neden böyle düşündüğüm, neden öyle davrandığım hiçbir zaman akıllara düşmeyecek örneğin soru olarak. Herkes kendi hayatındaki düşüncesine göre bir rafa koyacak düşüncelerimi, davranışlarımı. Ve eğer o rafa uymuyorsa, düşüncemin haksız, yersiz ve hatta saçma olduğunu söyleyecekler. Saman alevi gibi parlayan öfkemle insanlara bir şeyler anlatmaya çabalamak istemiyorum artık çünkü dayanamıyorum insanların tekdüze düşüncelerinden, seçimlerinden farklı bir düşünce, seçim duyduklarında verdikleri tepkiye. Hâlbuki ne kadar basit aslında seçimlerin ve düşüncelerin nerede olması gerektiği. En azından insanların etkilenmemesi gereken şeylerin para, statü, görünüş, sosyal medya olduğunu, etkilenmesi gerekenlerinse nezaket, empati, cömertlik, tevazu, doğruluk, dürüstlük, adalet gibi şeylerin olması gerektiğini söylerim. Söylerdim.. Söyleyecek ne halim ne mecalim var artık. İnsanlarca yapılmış ve yapılacak olan bütün bu aptal seçimlerin ve düşüncelerin sorumlusu ben miyim? İnsanlar benim bu düşüncelerimi, seçimlerimi kendilerine uygun görmedikleri için “seçim meselesi” adı altında bu aptallığı sürdürmeye devam edecekse eğer, etsinler bayım, etsinler. Ben de konuşmaktan vazgeçeyim olsun bitsin. Ne diye çabalıyorum ki sanki? Sonra “-Konuşmak da istiyorum aslında.” dediğimi hatırlıyorum, ve sonra niçin konuşmak istemediğimi… Her seferinde insanlara çok fazla anlam yükleyip, çok fazla güvenip onların yalnızca birer insan olduğunu unutuyorum. En büyük hatam da bu işte.