Gönderi

Anlatmaktansa Dinlemek

İnsanlara anlatmak yerine önce dinlemeyi ve güvenmeyi seçmek.

Anlatmaktansa dinlemeyi tercih ederim. Veyahut gidip bir çınar ağacına, dağa, denize, gökyüzüne anlatırım kendimi, dertlerimi. Zira insanlara bir şeyler anlatmak, bir anlamda da güçsüzleştirir anlatanı. Çok konuşan, çok zaaf gösterir. Aynı zamanda bir insanla çok şey paylaşırsa insan, o insana değer vermeye başlar. Fakat o insanın, “o insan” olduğundan ötürü değildir bu değer. Anlattıklarını biliyordur, kendisini dinliyordur. Ve en önemlisi zaaflarını biliyordur. Kaybetmenin çok riskli olacağını düşünür ve “-Başka kime anlatacağım?” gibi düşüncelere de girebilir. Bu, anlatan için en aşağılık durumlardan birisidir. Zira gerçek sevgi-saygı duymuyordur anlattığına. Yalnızca anlattıklarını bildiği için sevmektedir karşısındakini. Elbette istisnalar da vardır. Fakat işte bu yüzden insana bir şey anlatmaktansa, insanı dinlemeyi tercih ederim. Bir insanı tamamıyla tanıyamam, biliyorum. Fakat olabildiğince tanıdıktan, inandıktan, güvendikten sonra anlatmayı yeğlerim. Hem anlattıklarımı sahici kulaklarla dinleyecek, sahici hislerle yanımda olacak bir insan var mı onu dahi bilmiyorum. Belki de vardır fakat ben farkında değilimdir. Hem ne diyor Aşık Veysel: “Derdi olmayana dert anlatmam.” Derdini bilmediğim, derdi olmayan insana niçin dertlerimi anlatayım ki? (Metafor bu baylar.)

İnsanlara anlatmak istemiyorum kendimi tüm bu sebeplerden dolayı. Ve bir o kadar da istiyorum bütün insanlığa sesimi duyurmayı. Veyahut bir insana bütün içimdeki sesleri dökmeyi.. Ömür, bir otobüs yolcuğu gibi. Kimin benimle ineceğini bilmeden, kimin benimle yolun sonuna kadar geleceğini bilmeden, yanıma her oturana anlam yüklemek, değer vermek, gönlümden geçen gizli saklı her şeyi anlatmak hata değil midir? “-Seninle aynı yerde ineceğiz.” cümlesi de yeterli değildir. Aynı yerde ineceğini bana çok kolay söyleyen bir insan, samimiyetsizse eğer, bunu herkese söyleyebilir zira. Çünkü insanoğlu, yalan söyleyebilme kabiliyetine sahiptir. Bu sebepten dolayı sahiden inanmam gerek yanıma oturana. Ondan sonra anlatmaya yeğlerim.

Baylar, tecrübe ettiğimden dolayı konuşuyorum. Bu kesin doğrudur, doğru yol budur demiyorum. Fakat ben yolumu bu yönde çizdim. Bir insanoğlunun benim güvenimi kazanması için önünde zor bir yol var. Kimseye de çıkıp: “-Haydi benim güvenimi kazan, bütün insanlık yüzünden seni de yargılıyorum!” demiyorum. Biliyorum, her insan aynı değildir diyecekler olacaktır. Evet değildir de, fakat bir yandan da öyledir de. Hem, bir insanın yüreğini tanımadan nasıl ona körü körüne güvenebilir, inanabilirim ki?

İnsanlara hem çok güveniyorum, hem de bir o kadar güvenmiyorum. Sonuçta bu Dünya’nın başına gelmiş en yüce varlıklardan ve aynı zamanda en aşağılık varlıklarından değil midir insanoğlu..

(Fikirlerim-düşüncelerim elbette değişebilir. Değişmeyen tek şey, değişimin kendisidir zira. Hiçbir zaman düşündüklerimden, fikirlerimden utanç duymayacağım. Zamanla değişebilir bu düşüncelerim.)

Bu içerik CC BY-NC-ND 4.0 lisansı kapsamında sunulmaktadır.